[S. 4] Popüler bilime neden karşıyım?

[S] serisinin bu yazısında popüler bilime tankla, topla, uçakla ve ağır sanayi hamlemle girişeceğim.

Geniş halk kitlelerini ilgilendiren konularda yazdığım yazıların çok daha fazla ziyaretçi almasını göz önünde bulundurarak kısmi provokatif başlığın bir kısım okuyucuda oluşturduğu ilk karşı çıkış dürtüsünü azaltmak adına bu yazıya neleri savunmadığımı listeleyerek başlayayım.

Bu yazıda neleri savunmuyorum?

İşbu yazıda

  • popüler bilimin (içsel olarak) faydasız veya zararlı bir uğraş olduğunu
  • bilimsel bir konuda sadece ve sadece o daldaki uzmanların yazı yazması gerektiğini
  • geniş halk kitlelerinin bilimsel konularda fikirlerini beyan etmemesi gerektiğini

savunmuyorum. Belki de şöyle düzeltmeliyim: Bu yazdıklarımı tamamen savunuyor değilim. Zira yazının geri kalanında göreceğiniz üzere bu listelediğim şeyleri çeşitli durumlarda belirli bir ölçüye kadar destekleyeceğim.

Popüler popüler bilim

Ortaokuldayken ve lisedeyken -2000’lerin ilk yıllarında- TÜBİTAK’ın popüler bilim kitaplarını çok severdim. Bir Matematikçinin Savunması, Dr. Ecco’nun Şaşırtıcı Serüvenleri, Matematiğin Aydınlık Dünyası, Matematik Sanatı, Pi Coşkusu, Bir Sayı Tut, Rastlantı ve Kaos, Bilgisayar ve Zeka ve pek çok diğer TÜBİTAK kitabını, bazen tamamen okuyarak bazen sadece anlayabildiğim kısımlarına odaklanarak elden geçirmişliğim çoktur. Bu popüler bilim kitapları zamanında bana sadece bir şeyler öğretmemiş aynı zamanda beni daha çok şey araştırmaya motive etmiştir. Popüler bilim kavramının içsel olarak zararlı bir yanı olduğunu düşünmüyorum zira kendim popüler bilim ürünlerinden fayda sağlayabildim. Peki o zaman neden böyle bir yazı kaleme alıyorum?

Takdir edersiniz ki son yirmi senede insanların internete ve bilgiye erişimi çok kolaylaştı. Bunun sonucunda da ortalama bir bireyin bilgi ve kültür miktarında artış olması gerekiyor, değil mi?

Değil. Çünkü insanların sadece doğru ve kaliteli bilgiye erişimi kolaylaşmadı, aynı zamanda yüzeysel ve çerçöp bilgiye erişimi de kolaylaştı. Çocukluğumda “popüler bilim” kaynağı aradığımda eriştiğim kaynakların kalitesiyle bugün internette dolanan çerçöp sitelerin ve gazetelerdeki bilim köşelerinin kalitesi arasında dağlar kadar fark var. Bu noktada popüler bilime eleştirilerimden ilkine geliyoruz: Popüler popüler bilim yapılması.

Yukarıda saydığım kitapların yazarlarına bakın. Aralarında David Ruelle ve Roger Penrose gibi insanlar var. Bu insanlar belirli bir akademik kalite ve dürüstlüğe sahip kişiler. Bir şeyler yazdıklarında ilgili kaynakları veriyorlar, yazdıkları şeyi basitleştirirken -her zaman mümkün olmasa da- özünden koparmamaya çalışıyorlar. Yazdıkları yazılar bir bütünlük teşkil ediyor. Çünkü insanlara bir şeyi öğretmeyi amaçlıyorlar. Kimse beni Penrose’un Kral’ın Yeni Usu kitabını yazarken tribünlere oynama amacı olduğuna inandıramaz çünkü ortaya koyduğu üründe belirli kalite standartlarından taviz verilmiyor.

Öte yandan, bugün bir kitabevine gidip bilim bölümüne baktığımda sayfalarını karıştırdığım kitapların hatırısayılır bir kısmı popüler bilim için popüler bilim felsefesi gütmüş kitaplar gibi gözüküyor, halka bir şeyler öğretmek için popüler bilim değil. Özellikle internet kaynaklarının bu problemden muzdarip olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni de bu kaynakların ana amaçlarının insanlara basitleştirerek bilim öğretmek değil sitelerine tıklama almak olması.

Geniş halk kitlesi tembel. Geniş halk kitlesi zihnini kullanmayı pek sevmiyor. Geniş halk kitlesinin önüne okuyucuyu zorlayan bir yazı konulduğunda istenilen ilgiyi göremeyecek. Dolayısıyla ana amacı daha çok okunmak olan kaynaklar da haliyle geniş halk kitlesini kendi seviyesine çıkartmak yerine kendisi geniş halk kitlesinin seviyesine inmeyi tercih ediyor. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak da popüler popüler bilim diye hitap ettiğim yüzeysel ve içerikten yoksun popüler bilim ortaya çıkıyor.

Basitleştirmek vs. Yanlış Bilgilendirmek

Popüler bilim, tanımı gereği popüler olması gerektiğinden, çeşitli bilimsel konuları bu konularda teknik bilgisi olmayan insanlara anlatmaya çalışan bir uğraş. Bunu yapabilmek için hakkında yazılacak bilimsel konunun teknik detaylarını olabildiğince basitleştirmesi lazım.

Öte yandan teknik bir konuyu basitleştirmek ve yanlış bilgilendirmek arasındaki çizgi çok ince. Öyle ince ki, bu basitleştirme işlemi ilgili konu üzerine uzman bir kişi tarafından yapılmadığı zaman basitleştirmenin yanlış bilgilendirmeye dönüşmesi işten bile değil. Bu noktada popüler bilime eleştirilerimin ikincisine geliyoruz: Popüler bilimde şeylerin basitleştirilirken özünden koparılması ve yanlış bilgilendirme.

Gelin ne demek istediğimi bir örnek üzerinden göstereyim. Açık Bilim‘deki şu yazıyı ele alalım. Yazıya eleştiri yapmadan önce belirteyim, ne Açık Bilim ile ne de yazıyı yazan konuk yazar ile bir problemim var. Hakkında fikir beyan edecek kadar uzman olduğum ve çeşitli nedenlerle felsefeciler arasında popüler olduğunu bildiğim bir konu olan Gödel’in eksiklik teoremi ilgili Türkçe popüler bilim kaynaklarında ne yazılmış bakmak için bir Google araması yaptım. Karşıma bu gelince örnek olarak kullanmaktan çekinmedim.

Bu yazıda pek çok bilgi hatası var. Berber paradoksu ve Russell paradoksunun aynı şey olmaması gibi önemsiz (ve terminolojik) hataları bir kenara bırakalım, Gödel’in teoremi olarak ifade edilen şeyler yanlış. “Elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistem tutarlı ise eksik” olmak zorunda değil. Doğrusu şu şekilde olacak: Eğer mevzubahis aksiyomatik sistem özyinelemeli (daha genel olarak özyinelemeli listelenebilir) aksiyomlara sahipse, Peano aritmetiğini içeriyorsa (aslında Robinson aritmetiği gibi daha güçsüz bir sistem de yeterli) ve tutarlı ise, o zaman eksik olmak zorunda. Eğer aksiyom kümenizin Turing derecesi sizin umrunuzda değilse, aritmetiği içeren tam ve tutarlı aksiyom sistemleri bulmak pek zor değil. (Emin olun ilgili teoremin şu ifade ettiğim hali bile bir matematikçi olarak içime tam sinmiyor. Zira içerisinde çalıştığımız mantık sisteminin detaylarından, kanıt sisteminden ve ilgili aksiyomatik sistemin aritmetiği “içermesinin” ne olduğundan detaylı bir şekilde bahsedilmeden Gödel’in teoremi hakkında konuşulmamalı.)

Yazıda daha pek çok hatalı ifade var. “Gödel’in teoreminin kanıtlaması” olarak verilen argüman bir anlam ifade etmiyor, eksiklik teoremi yapay zekanın insanın bildiği tüm doğrulara erişemeyeceğini bizzat kanıtlamaz (bu konuda ancak Penrose gibi spekülasyon yapabilirsiniz), yapay zeka ile ilgili ilk paragrafta örnek verilen Goldbach sanısının PA’dan ya da ZFC’den bağımsız olduğu bilinmiyor, … Tüm bunları Açık Bilim’i ya da yazıyı yazan konuk yazarı rencide etmek için yazmadım. Sadece yukarıdaki iddiamı bir örnek üzerinden göstermeye çalışıyordum.

Üzerine popüler bilim yazısı yazılmaya çalışılan konu hakkında tuğla gibi kitaplar yazılmış teknik detayları olan bir konu; ve bu teknik detaylar önemli. Teknik detayları önemli bir konuyu bir kaynaktan alıntılıyorsanız çıkardığınız bir kelime -aynen yukarıda olduğu gibi- basitleştirme sürecini yanlış bilgilendirmeye çevirebilir. Hele ki konu üzerine bizzat uzman değilseniz ve yazdığınız şeyi akademik birincil kaynaklar üzerinden değil de bu kaynakları alıntılayan ikincil ve üçüncül kaynaklar üzerinden yazıyorsanız, bu kaynaklar arası geçiş sürecinde hakkında yazdığınız şeyin özünden kopartılmış olması çok olası. Aynen kulaktan kulağa oynar gibi… Emin olun Roger Penrose gibi ünlü bir matematiksel fizikçi bile uzman olmadığı konulara el atınca teknik hatalar yapabiliyor. Solomon Feferman‘ın Penrose’un ünlü kitabında mevzubahis Gödel teoremi ilgili yaptığı teknik hataları anlattığı bir yazı için şuraya bakabilirsiniz.

Örnek olarak neden Gödel’in teoremini seçtim? Çünkü popüler bilim kitaplarında çoğunlukla eksik ya da çarpıtılmış bir şekilde ele alındığının farkındayım. Peki ya çarpıtıldığının farkında olmadığım konular?

Ben matematikçiyim. Biyolojiden ve kimyadan pek anlamam. Fizikten de matematiksel olarak ifade edebildiğiniz ölçüde anlarım. Hakkında fikrim olmayan bu konularla ilgili bir şeyler öğrenmek istediğimde ne okuyacağım? Bilimsel şeyler bağlamlarından çıkartılıp basitleştirilmeye çalışıldığında ortaya ne kadar yanlış bilgilendirici şeyler çıkabileceğini hep birlikte gördük.

Lafın gelişi, kuantum kuramını popüler bir seviyede öğrenmek istediğimde ne okuyacağım? Okuduğum kitap kuantum kuramının hangi yorumlaması hakkında konuştuğunu açık açık belirtecek mi? Kuantum kuramının gizli değişken barındıran deterministik bir yorumuna inandığımı söylediğimde bana Bell’in teoremi ile karşı çıkmaya çalışan mahallenin popüler bilimcisi Haydar abi teoremdeki lokal gizli değişken ifadesinin farkında mı? Detayların ne kadar “teknik” olup olmadığına kim karar veriyor?

Popüler bilim insanlara bilim öğretmez; öğretemez. Zira popüler bilimdeki popüler ifadesi popüler bilimin diline ve anlatabileceklerine doğal bir sınır çiziyor. Bir söz vardır sevdiğim: “Mathematics is not a spectator sport.” Matematik seyirci sporu değildir. Aynı şeyin çoğu bilimsel disiplin için geçerli olduğunu düşünüyorum. Hangi alan olursa olsun bilim izleyici sporu değildir; içine biraz girmeden, elinizi biraz da olsa “kirletmeden” tam olarak anlaşılabilecek bir şey değildir.

Bir kişi, YouTube’deki goygoy bilim kanallarından Einstein’ın özel görelilik kuramını janjanlı uzay aracı görselleriyle anlatan videoları izleyerek kuramın öngördüğü zaman yavaşlamasını gerçekten anlayabilir mi? Hayır. En basitinden Lorentz dönüşümlerinin ve Lorentz faktörünün nereden geldiğini bilmeyen “Ay Fakin Lav Sayns” takipçisi Zihni Ergen, eğer goygoy YouTube videoları sayesinde özel göreliliği anladığını düşünüyorsa, büyük bir gaflet ve dalalet içerisindedir. Kendisine tankla, topla, uçakla ve ağır sanayi hamlesiyle girişmek Einstein’a boynumuzun borcudur.

Ludwig van Beethoven’ın 9. senfonisi okul zilleri dinlenerek anlaşılmaz. Müziği yetkin bir şefe ait bir kayıttan her notayı algılamaya çalışarak dikkatli bir şekilde dinlersiniz, eğer bilginiz varsa elinize nota alarak Beethoven’ın her partisyona neler yaptırdığını, bölümlerin formlarını ve kullanılan armoniyi anlamaya çalışırsınız.

Popüler bilimin insanlar üzerindeki etkisi en fazla insanları çeşitli konularda meraklandırıp daha akademik bilgi öğrenmeye teşvik etmek olmalıdır. Eğer popüler bilim insanları akademik bilgiye yöneltmekten çok kendi kültürünü ve takipçi kitlesini oluşturmaya başlamışsa, ortaya yazının bir sonraki bölümünde değineceğimiz sahte entelektüellik problemi çıkmaya başlayacaktır.

Sahte entelektüellik ve her konuda fikir beyan etmek

Sahte entelektüelden kastım entelektüelin sahte olanı. Sahte, fason, çakma, uyduruk, … Sahte entelektüellik, hakkında ayrıca bir blog yazısı yazılmayı hak eden bir konu. Özellikle Türkiye, sahip olduğu coğrafya ve bitki örtüsü sayesinde sahte entelektüel popülasyonu için bulunmaz bir habitat!

Pozitivizmin geniş halk kitlelerine -hala nasıl var olduğunu anlamadığım- etkilerinden birisi bilimin gelişmesiyle felsefenin tüm problemlerinin ortadan kalktığı ve doğruya sadece bilimle erişilebildiği sanısı. Bu sanının ne kadar doğru olduğunu tartışmaya girişmeyeceğim. Neden? Çünkü kendimi bu konuyu tartışacak kadar bilim felsefesi okumuş ve felsefede yetkin biri olarak görmüyorum. İşin ilginç tarafı, mevzubahis konularda benden daha az cahil olmayan pek çok geniş halk kitlesi bilimle ilgili bahsi geçen sanıya gönülden bağlı durumda. Bunun sonucunda da bilime çoğu kişi tarafından -sorulsa temellendiremeyecekleri- bir ulvilik yüklenmiş durumda.

Mevzubahis ulvilik, kültürel kodu kendi için bir şey yapmaya değil etrafındaki insanlara gösteriş yapmaya odaklanmış sahte entelektüeli bilimle ilgili olabildiğince fazla şey biliyormuş gibi gözükmeye itiyor. Bir insan hem sicim kuramı, hem evrim kuramı, hem hesapsal karmaşıklık kuramı, hem de yapay zeka hakkında ahkam kesebilir mi? Kesiyor işte. Eleman resmen Marvel süper kahramanı gibi bir şey: 50’lik Efes içince yeşerip büyüyerek Captain Science’a dönüşüyor.

Yukarıda listelediğim şeylerin hepsini ben de duydum. Bana bunlar hakkında konuş deseniz -üçüncüsü hariç- konuşmaya başladıktan en fazla iki dakika sonra söyleyeceklerim bitecektir. Neden? Çünkü ilgili konularda bilgimin sınırının ve sığlığının farkındayım. Bakın size çok süper bir kelime öğreteyim: Bilmiyorum. Ne güzel bir kelime değil mi? Bu kelimeyi her kullandığınızda bir şeyi bilmediğinizi biliyorsunuz demektir.

Mesela evrim kuramını bilmiyorum. Beş dakika içerisinde Google aracılığıyla evrim kuramını anlatan bir sürü kaynak listeleyip bu kaynakları okumaya başlayabilirim. Bu kaynaklar vasıtasıyla evrim kuramının temelleri hakkında bilgi sahibi olabilirim. Lafın gelişi, Kör Saatçi’yi okuyabilirim. Bekleyin birkaç saniye, hemen okuyayım. Okudum. (Hayır, gerçekten okumadım.) Şimdi kendime tekrar soruyorum: Evrim kuramını biliyor muyum? Cevabım bu sefer “bilmiyorum” yerine “bilmiyorum, sadece hakkındaki çok temel şeyleri biliyorum” şeklinde olacaktır. Başka şeyler okumaya devam edersem cevabımdaki bilme miktarı biraz daha artacaktır. Ancak okuduğum kaynaklar popüler bilim kaynakları olduğu sürece hiçbir zaman biliyorum demeyeceğim; diyemeyeceğim. Zira popüler bilimin kalibresi ve bana aktarabileceklerinin sınırı belli.

Öte yandan sahte entelektüel için durum bu değil. Bir şeyleri bilmemek, bilime yüklenen fazla ulvilikten dolayı cehalet göstergesi aşağılanması gereken bir davranış olarak görüldüğünden, sahte entelektüel etrafında ilgili konularda bulabildiği kaliteli ya da çerçöp tüm popüler bilim kaynaklarını tüketip yüzeyselliğin derin sularında yüzerek ahkam kesmeyi kendine bir görev ediniyor. Söylediklerini janjanlı bir şekilde paketlemesini bilen sahte entelektüelin dedikleri çoğu zaman -karşısında bir uzman yoksa- yanına kâr kalıyor. Bunun sonucunda da sahte entelektüelin kendini içerisinde gizlediği toplumun sözüm ona okumuş kesimde her konuda büyük bir kesinlikle fikir beyan eden tiplemeler ortaya çıkmaya başlıyor.

Popüler bilime bu yazıdaki son eleştirim sahte entelektüelin eline bu şekilde malzeme vermesi. Elbette ki burada suç popüler bilimin değil, sahte entelektüelin. Öte yandan, popüler bilimde kalite belirli bir seviyenin üzerinde tutulsa, şeyler basitleştirilirken özünden kopartılmasa ve popüler bilim ürünleri tüketilme esnasında gerçekten efor sarfedilmesi gereken şeyler haline gelse bu tip sahte entelektüellerin miktarının azalacağını düşünüyorum. Zira sahte entelektüelin ulaşabileceği entelektüel derinlik -tanım gereği- sınırlı.

Bir hayalim var

Bir hayalim var: Gün gelecek popüler bilim popüler olmak için değil insanlara bir şeyler öğretmek için yapılacak.

Bir hayalim var: Gün gelecek popüler bilim yazıları ikincil ve üçüncül kaynaklar kullanılarak değil birincil kaynaklar kullanılarak, konuyla ilgili akademik olarak yetkin kişiler tarafından, içerik basitleştirilirken bağlamından kopartılmadan yazılacak.

Bir hayalim var: Gün gelecek popüler bilim bir amaç değil bilime meraklı insanları akademik kaynaklar okumaya teşvik eden bir araç olacak.

Bir hayalim var: Gün gelecek Platon’un Akademi‘sini tekrar dirilteceğiz ve kapısına “sahte entelektüeller giremez” yazacağız!

C.N.

Reklamlar