[S. 4] Popüler bilime neden karşıyım?

[S] serisinin bu yazısında popüler bilime tankla, topla, uçakla ve ağır sanayi hamlemle girişeceğim.

Geniş halk kitlelerini ilgilendiren konularda yazdığım yazıların çok daha fazla ziyaretçi almasını göz önünde bulundurarak kısmi provokatif başlığın bir kısım okuyucuda oluşturduğu ilk karşı çıkış dürtüsünü azaltmak adına bu yazıya neleri savunmadığımı listeleyerek başlayayım.

Bu yazıda neleri savunmuyorum?

İşbu yazıda

  • popüler bilimin (içsel olarak) faydasız veya zararlı bir uğraş olduğunu
  • bilimsel bir konuda sadece ve sadece o daldaki uzmanların yazı yazması gerektiğini
  • geniş halk kitlelerinin bilimsel konularda fikirlerini beyan etmemesi gerektiğini

savunmuyorum. Belki de şöyle düzeltmeliyim: Bu yazdıklarımı tamamen savunuyor değilim. Zira yazının geri kalanında göreceğiniz üzere bu listelediğim şeyleri çeşitli durumlarda belirli bir ölçüye kadar destekleyeceğim.

Popüler popüler bilim

Ortaokuldayken ve lisedeyken -2000’lerin ilk yıllarında- TÜBİTAK’ın popüler bilim kitaplarını çok severdim. Bir Matematikçinin Savunması, Dr. Ecco’nun Şaşırtıcı Serüvenleri, Matematiğin Aydınlık Dünyası, Matematik Sanatı, Pi Coşkusu, Bir Sayı Tut, Rastlantı ve Kaos, Bilgisayar ve Zeka ve pek çok diğer TÜBİTAK kitabını, bazen tamamen okuyarak bazen sadece anlayabildiğim kısımlarına odaklanarak elden geçirmişliğim çoktur. Bu popüler bilim kitapları zamanında bana sadece bir şeyler öğretmemiş aynı zamanda beni daha çok şey araştırmaya motive etmiştir. Popüler bilim kavramının içsel olarak zararlı bir yanı olduğunu düşünmüyorum zira kendim popüler bilim ürünlerinden fayda sağlayabildim. Peki o zaman neden böyle bir yazı kaleme alıyorum?

Takdir edersiniz ki son yirmi senede insanların internete ve bilgiye erişimi çok kolaylaştı. Bunun sonucunda da ortalama bir bireyin bilgi ve kültür miktarında artış olması gerekiyor, değil mi?

Değil. Çünkü insanların sadece doğru ve kaliteli bilgiye erişimi kolaylaşmadı, aynı zamanda yüzeysel ve çerçöp bilgiye erişimi de kolaylaştı. Çocukluğumda “popüler bilim” kaynağı aradığımda eriştiğim kaynakların kalitesiyle bugün internette dolanan çerçöp sitelerin ve gazetelerdeki bilim köşelerinin kalitesi arasında dağlar kadar fark var. Bu noktada popüler bilime eleştirilerimden ilkine geliyoruz: Popüler popüler bilim yapılması.

Yukarıda saydığım kitapların yazarlarına bakın. Aralarında David Ruelle ve Roger Penrose gibi insanlar var. Bu insanlar belirli bir akademik kalite ve dürüstlüğe sahip kişiler. Bir şeyler yazdıklarında ilgili kaynakları veriyorlar, yazdıkları şeyi basitleştirirken -her zaman mümkün olmasa da- özünden koparmamaya çalışıyorlar. Yazdıkları yazılar bir bütünlük teşkil ediyor. Çünkü insanlara bir şeyi öğretmeyi amaçlıyorlar. Kimse beni Penrose’un Kral’ın Yeni Usu kitabını yazarken tribünlere oynama amacı olduğuna inandıramaz çünkü ortaya koyduğu üründe belirli kalite standartlarından taviz verilmiyor.

Öte yandan, bugün bir kitabevine gidip bilim bölümüne baktığımda sayfalarını karıştırdığım kitapların hatırısayılır bir kısmı popüler bilim için popüler bilim felsefesi gütmüş kitaplar gibi gözüküyor, halka bir şeyler öğretmek için popüler bilim değil. Özellikle internet kaynaklarının bu problemden muzdarip olduğunu düşünüyorum. Bunun nedeni de bu kaynakların ana amaçlarının insanlara basitleştirerek bilim öğretmek değil sitelerine tıklama almak olması.

Geniş halk kitlesi tembel. Geniş halk kitlesi zihnini kullanmayı pek sevmiyor. Geniş halk kitlesinin önüne okuyucuyu zorlayan bir yazı konulduğunda istenilen ilgiyi göremeyecek. Dolayısıyla ana amacı daha çok okunmak olan kaynaklar da haliyle geniş halk kitlesini kendi seviyesine çıkartmak yerine kendisi geniş halk kitlesinin seviyesine inmeyi tercih ediyor. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak da popüler popüler bilim diye hitap ettiğim yüzeysel ve içerikten yoksun popüler bilim ortaya çıkıyor.

Basitleştirmek vs. Yanlış Bilgilendirmek

Popüler bilim, tanımı gereği popüler olması gerektiğinden, çeşitli bilimsel konuları bu konularda teknik bilgisi olmayan insanlara anlatmaya çalışan bir uğraş. Bunu yapabilmek için hakkında yazılacak bilimsel konunun teknik detaylarını olabildiğince basitleştirmesi lazım.

Öte yandan teknik bir konuyu basitleştirmek ve yanlış bilgilendirmek arasındaki çizgi çok ince. Öyle ince ki, bu basitleştirme işlemi ilgili konu üzerine uzman bir kişi tarafından yapılmadığı zaman basitleştirmenin yanlış bilgilendirmeye dönüşmesi işten bile değil. Bu noktada popüler bilime eleştirilerimin ikincisine geliyoruz: Popüler bilimde şeylerin basitleştirilirken özünden koparılması ve yanlış bilgilendirme.

Gelin ne demek istediğimi bir örnek üzerinden göstereyim. Açık Bilim‘deki şu yazıyı ele alalım. Yazıya eleştiri yapmadan önce belirteyim, ne Açık Bilim ile ne de yazıyı yazan konuk yazar ile bir problemim var. Hakkında fikir beyan edecek kadar uzman olduğum ve çeşitli nedenlerle felsefeciler arasında popüler olduğunu bildiğim bir konu olan Gödel’in eksiklik teoremi ilgili Türkçe popüler bilim kaynaklarında ne yazılmış bakmak için bir Google araması yaptım. Karşıma bu gelince örnek olarak kullanmaktan çekinmedim.

Bu yazıda pek çok bilgi hatası var. Berber paradoksu ve Russell paradoksunun aynı şey olmaması gibi önemsiz (ve terminolojik) hataları bir kenara bırakalım, Gödel’in teoremi olarak ifade edilen şeyler yanlış. “Elementer aritmetik içeren aksiyomatik bir sistem tutarlı ise eksik” olmak zorunda değil. Doğrusu şu şekilde olacak: Eğer mevzubahis aksiyomatik sistem özyinelemeli (daha genel olarak özyinelemeli listelenebilir) aksiyomlara sahipse, Peano aritmetiğini içeriyorsa (aslında Robinson aritmetiği gibi daha güçsüz bir sistem de yeterli) ve tutarlı ise, o zaman eksik olmak zorunda. Eğer aksiyom kümenizin Turing derecesi sizin umrunuzda değilse, aritmetiği içeren tam ve tutarlı aksiyom sistemleri bulmak pek zor değil. (Emin olun ilgili teoremin şu ifade ettiğim hali bile bir matematikçi olarak içime tam sinmiyor. Zira içerisinde çalıştığımız mantık sisteminin detaylarından, kanıt sisteminden ve ilgili aksiyomatik sistemin aritmetiği “içermesinin” ne olduğundan detaylı bir şekilde bahsedilmeden Gödel’in teoremi hakkında konuşulmamalı.)

Yazıda daha pek çok hatalı ifade var. “Gödel’in teoreminin kanıtlaması” olarak verilen argüman bir anlam ifade etmiyor, eksiklik teoremi yapay zekanın insanın bildiği tüm doğrulara erişemeyeceğini bizzat kanıtlamaz (bu konuda ancak Penrose gibi spekülasyon yapabilirsiniz), yapay zeka ile ilgili ilk paragrafta örnek verilen Goldbach sanısının PA’dan ya da ZFC’den bağımsız olduğu bilinmiyor, … Tüm bunları Açık Bilim’i ya da yazıyı yazan konuk yazarı rencide etmek için yazmadım. Sadece yukarıdaki iddiamı bir örnek üzerinden göstermeye çalışıyordum.

Üzerine popüler bilim yazısı yazılmaya çalışılan konu hakkında tuğla gibi kitaplar yazılmış teknik detayları olan bir konu; ve bu teknik detaylar önemli. Teknik detayları önemli bir konuyu bir kaynaktan alıntılıyorsanız çıkardığınız bir kelime -aynen yukarıda olduğu gibi- basitleştirme sürecini yanlış bilgilendirmeye çevirebilir. Hele ki konu üzerine bizzat uzman değilseniz ve yazdığınız şeyi akademik birincil kaynaklar üzerinden değil de bu kaynakları alıntılayan ikincil ve üçüncül kaynaklar üzerinden yazıyorsanız, bu kaynaklar arası geçiş sürecinde hakkında yazdığınız şeyin özünden kopartılmış olması çok olası. Aynen kulaktan kulağa oynar gibi… Emin olun Roger Penrose gibi ünlü bir matematiksel fizikçi bile uzman olmadığı konulara el atınca teknik hatalar yapabiliyor. Solomon Feferman‘ın Penrose’un ünlü kitabında mevzubahis Gödel teoremi ilgili yaptığı teknik hataları anlattığı bir yazı için şuraya bakabilirsiniz.

Örnek olarak neden Gödel’in teoremini seçtim? Çünkü popüler bilim kitaplarında çoğunlukla eksik ya da çarpıtılmış bir şekilde ele alındığının farkındayım. Peki ya çarpıtıldığının farkında olmadığım konular?

Ben matematikçiyim. Biyolojiden ve kimyadan pek anlamam. Fizikten de matematiksel olarak ifade edebildiğiniz ölçüde anlarım. Hakkında fikrim olmayan bu konularla ilgili bir şeyler öğrenmek istediğimde ne okuyacağım? Bilimsel şeyler bağlamlarından çıkartılıp basitleştirilmeye çalışıldığında ortaya ne kadar yanlış bilgilendirici şeyler çıkabileceğini hep birlikte gördük.

Lafın gelişi, kuantum kuramını popüler bir seviyede öğrenmek istediğimde ne okuyacağım? Okuduğum kitap kuantum kuramının hangi yorumlaması hakkında konuştuğunu açık açık belirtecek mi? Kuantum kuramının gizli değişken barındıran deterministik bir yorumuna inandığımı söylediğimde bana Bell’in teoremi ile karşı çıkmaya çalışan mahallenin popüler bilimcisi Haydar abi teoremdeki lokal gizli değişken ifadesinin farkında mı? Detayların ne kadar “teknik” olup olmadığına kim karar veriyor?

Popüler bilim insanlara bilim öğretmez; öğretemez. Zira popüler bilimdeki popüler ifadesi popüler bilimin diline ve anlatabileceklerine doğal bir sınır çiziyor. Bir söz vardır sevdiğim: “Mathematics is not a spectator sport.” Matematik seyirci sporu değildir. Aynı şeyin çoğu bilimsel disiplin için geçerli olduğunu düşünüyorum. Hangi alan olursa olsun bilim izleyici sporu değildir; içine biraz girmeden, elinizi biraz da olsa “kirletmeden” tam olarak anlaşılabilecek bir şey değildir.

Bir kişi, YouTube’deki goygoy bilim kanallarından Einstein’ın özel görelilik kuramını janjanlı uzay aracı görselleriyle anlatan videoları izleyerek kuramın öngördüğü zaman yavaşlamasını gerçekten anlayabilir mi? Hayır. En basitinden Lorentz dönüşümlerinin ve Lorentz faktörünün nereden geldiğini bilmeyen “Ay Fakin Lav Sayns” takipçisi Zihni Ergen, eğer goygoy YouTube videoları sayesinde özel göreliliği anladığını düşünüyorsa, büyük bir gaflet ve dalalet içerisindedir. Kendisine tankla, topla, uçakla ve ağır sanayi hamlesiyle girişmek Einstein’a boynumuzun borcudur.

Ludwig van Beethoven’ın 9. senfonisi okul zilleri dinlenerek anlaşılmaz. Müziği yetkin bir şefe ait bir kayıttan her notayı algılamaya çalışarak dikkatli bir şekilde dinlersiniz, eğer bilginiz varsa elinize nota alarak Beethoven’ın her partisyona neler yaptırdığını, bölümlerin formlarını ve kullanılan armoniyi anlamaya çalışırsınız.

Popüler bilimin insanlar üzerindeki etkisi en fazla insanları çeşitli konularda meraklandırıp daha akademik bilgi öğrenmeye teşvik etmek olmalıdır. Eğer popüler bilim insanları akademik bilgiye yöneltmekten çok kendi kültürünü ve takipçi kitlesini oluşturmaya başlamışsa, ortaya yazının bir sonraki bölümünde değineceğimiz sahte entelektüellik problemi çıkmaya başlayacaktır.

Sahte entelektüellik ve her konuda fikir beyan etmek

Sahte entelektüelden kastım entelektüelin sahte olanı. Sahte, fason, çakma, uyduruk, … Sahte entelektüellik, hakkında ayrıca bir blog yazısı yazılmayı hak eden bir konu. Özellikle Türkiye, sahip olduğu coğrafya ve bitki örtüsü sayesinde sahte entelektüel popülasyonu için bulunmaz bir habitat!

Pozitivizmin geniş halk kitlelerine -hala nasıl var olduğunu anlamadığım- etkilerinden birisi bilimin gelişmesiyle felsefenin tüm problemlerinin ortadan kalktığı ve doğruya sadece bilimle erişilebildiği sanısı. Bu sanının ne kadar doğru olduğunu tartışmaya girişmeyeceğim. Neden? Çünkü kendimi bu konuyu tartışacak kadar bilim felsefesi okumuş ve felsefede yetkin biri olarak görmüyorum. İşin ilginç tarafı, mevzubahis konularda benden daha az cahil olmayan pek çok geniş halk kitlesi bilimle ilgili bahsi geçen sanıya gönülden bağlı durumda. Bunun sonucunda da bilime çoğu kişi tarafından -sorulsa temellendiremeyecekleri- bir ulvilik yüklenmiş durumda.

Mevzubahis ulvilik, kültürel kodu kendi için bir şey yapmaya değil etrafındaki insanlara gösteriş yapmaya odaklanmış sahte entelektüeli bilimle ilgili olabildiğince fazla şey biliyormuş gibi gözükmeye itiyor. Bir insan hem sicim kuramı, hem evrim kuramı, hem hesapsal karmaşıklık kuramı, hem de yapay zeka hakkında ahkam kesebilir mi? Kesiyor işte. Eleman resmen Marvel süper kahramanı gibi bir şey: 50’lik Efes içince yeşerip büyüyerek Captain Science’a dönüşüyor.

Yukarıda listelediğim şeylerin hepsini ben de duydum. Bana bunlar hakkında konuş deseniz -üçüncüsü hariç- konuşmaya başladıktan en fazla iki dakika sonra söyleyeceklerim bitecektir. Neden? Çünkü ilgili konularda bilgimin sınırının ve sığlığının farkındayım. Bakın size çok süper bir kelime öğreteyim: Bilmiyorum. Ne güzel bir kelime değil mi? Bu kelimeyi her kullandığınızda bir şeyi bilmediğinizi biliyorsunuz demektir.

Mesela evrim kuramını bilmiyorum. Beş dakika içerisinde Google aracılığıyla evrim kuramını anlatan bir sürü kaynak listeleyip bu kaynakları okumaya başlayabilirim. Bu kaynaklar vasıtasıyla evrim kuramının temelleri hakkında bilgi sahibi olabilirim. Lafın gelişi, Kör Saatçi’yi okuyabilirim. Bekleyin birkaç saniye, hemen okuyayım. Okudum. (Hayır, gerçekten okumadım.) Şimdi kendime tekrar soruyorum: Evrim kuramını biliyor muyum? Cevabım bu sefer “bilmiyorum” yerine “bilmiyorum, sadece hakkındaki çok temel şeyleri biliyorum” şeklinde olacaktır. Başka şeyler okumaya devam edersem cevabımdaki bilme miktarı biraz daha artacaktır. Ancak okuduğum kaynaklar popüler bilim kaynakları olduğu sürece hiçbir zaman biliyorum demeyeceğim; diyemeyeceğim. Zira popüler bilimin kalibresi ve bana aktarabileceklerinin sınırı belli.

Öte yandan sahte entelektüel için durum bu değil. Bir şeyleri bilmemek, bilime yüklenen fazla ulvilikten dolayı cehalet göstergesi aşağılanması gereken bir davranış olarak görüldüğünden, sahte entelektüel etrafında ilgili konularda bulabildiği kaliteli ya da çerçöp tüm popüler bilim kaynaklarını tüketip yüzeyselliğin derin sularında yüzerek ahkam kesmeyi kendine bir görev ediniyor. Söylediklerini janjanlı bir şekilde paketlemesini bilen sahte entelektüelin dedikleri çoğu zaman -karşısında bir uzman yoksa- yanına kâr kalıyor. Bunun sonucunda da sahte entelektüelin kendini içerisinde gizlediği toplumun sözüm ona okumuş kesimde her konuda büyük bir kesinlikle fikir beyan eden tiplemeler ortaya çıkmaya başlıyor.

Popüler bilime bu yazıdaki son eleştirim sahte entelektüelin eline bu şekilde malzeme vermesi. Elbette ki burada suç popüler bilimin değil, sahte entelektüelin. Öte yandan, popüler bilimde kalite belirli bir seviyenin üzerinde tutulsa, şeyler basitleştirilirken özünden kopartılmasa ve popüler bilim ürünleri tüketilme esnasında gerçekten efor sarfedilmesi gereken şeyler haline gelse bu tip sahte entelektüellerin miktarının azalacağını düşünüyorum. Zira sahte entelektüelin ulaşabileceği entelektüel derinlik -tanım gereği- sınırlı.

Bir hayalim var

Bir hayalim var: Gün gelecek popüler bilim popüler olmak için değil insanlara bir şeyler öğretmek için yapılacak.

Bir hayalim var: Gün gelecek popüler bilim yazıları ikincil ve üçüncül kaynaklar kullanılarak değil birincil kaynaklar kullanılarak, konuyla ilgili akademik olarak yetkin kişiler tarafından, içerik basitleştirilirken bağlamından kopartılmadan yazılacak.

Bir hayalim var: Gün gelecek popüler bilim bir amaç değil bilime meraklı insanları akademik kaynaklar okumaya teşvik eden bir araç olacak.

Bir hayalim var: Gün gelecek Platon’un Akademi‘sini tekrar dirilteceğiz ve kapısına “sahte entelektüeller giremez” yazacağız!

C.N.

Reklamlar

[S. 4] Popüler bilime neden karşıyım?” üzerine 20 düşünce

  1. Şöyle de bir durum var ki; sahte entellektüel manasına gelen “entel” sözünün çok fazla kullanılmasından mıdır bilemem, artık entellektüel kelimesi de toplumda “entel” olarak anlaşılıyor.

    Beğen

  2. 5 dakkada beşiktaş misali, 5 dakikada “konuya hakim” olmak yerine sadece “konuya giriş” için 38 tane kitap okumak (http://www.garajimdakiejder.com/2013/07/okuma-tavsiyeleri.html#.V8K91JiLTIU) biraz zaman alıcı ve zahmetli. Başkasını söylemiyorum bu arada benim bu, maalesef, bunu ben de yapıyorum.

    Nefis bir yazı Can Bey, benim için ibretlik resmen.

    Girişte yazdığınız şu konuyu ” geniş halk kitlelerinin bilimsel konularda fikirlerini beyan etmemesi gerektiğini savunmuyorum…” biraz daha açmanızı bekledim sadece. Bir konuda eleştiri yapabilmek için o konunun tamamına hakim olmanın gerekip gerekmediğini yazsaydınız keşke.

    Beğen

    • Bir konuda eleştiri yapabilmek için konuya ne kadar hakim olunup olunmaması gerektiği çetrefilli bir konu. Ona girseydim ana konudan bayağı bir kopmam gerekecekti zira oradaki problem okunan materyallerden değil, insanların yaklaşımından kaynaklı.

      Kişisel görüşüm bir konuda eleştiri yapabilmek için o konuya “non-trivial” bir ölçüde hakim olunması gerektiği. Bunun nedeni de bunu gerçekleştiren kişinin ilgili konuda saçma yaklaşımlar sergileme olasılığının daha düşük olması (ama bu olasılık kesinlikle sıfır değil!).

      Beğen

  3. Güzel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık fakat ben hala blogu açarken söylediğiniz o klasik müzik ile ilgili yazılarınızı bekliyorum. Yakın zamanda bu konuda bir yazı gelir mi?

    Beğen

    • Başlıkta müzik dememe rağmen bu konuda yazmayarak klasik müziğe öksüz muamelesi yaptım açtığım birkaç aydır, haklısınız. O zaman bir sonraki yazıyı klasik müzikle ilgili yapmak şart oldu.

      Beğen

  4. Katkı bâbında sevgili can numan:

    Yaklaşık olarak ondokuzuncu yüz yılın sonuna kadar, başlıca bilimsel kitaplar, düz insanlar için yazılmıştır. Bu eserlerin yazarları – Galileo, Newton ve Darwin gibi kişiler örneğin- kendi alanlarındaki uzmanlarca okunmaya karşı değillerdi; aslına bakılırsa tam da bu tür okuyucuya ulaşmak istiyorlardı. Ancak Albert Einstein’ın ‘bilimin mutlu çocukluğu’ dediği o günlerde henüz kurumsal hale gelmiş bir uzmanlık söz konusu değildi. Zeki ve iyi okuyan insanların tarih ve felsefenim yanı sıra bilimsel kitapları da okumaları beklenirdi; keskin ve kolay ayrımlar yoktu, geçilmeyecek bir sınır söz konusu değildi. Günümüz bilimsel yazınında görüldüğü şekliyle, genel veya düz okuyucuyu bir hiçe sayma da yoktu. Çoğunluk modern bilim insanları, düz insanların ne düşüneceği konusuna çok fazla önem vermezler ve bu yüzden de onlara ulaşmaya bile çalışmazlardı.

    Bugün, bilim, uzmanlıklara sahip uzmanlarca yazılma eğilimindedir. Bilimsel bir konuda, o alanda bilgi sahibi olmayan bir okuyucuyla ciddi bir bilgi alışverişi, hiçbir şekilde söz konusu değildir. Bu yaklaşımın, sadece bilimin daha hızlı ilerletilmesiyle sınırlı olmayan açık bazı avantajları vardır. Birbirlerinin uzmanlıkları hakkında konuşan uzmanlar, çabucak sınırlara ulaşabilmektedirler -bir hamlede problemleri görebilmekte ve hemen çözüme koyulabilmektedirler. Fakat bunun maliyeti de aynı derecede açıktır. Sizler -yani, bizim bu kitapta hedef kitlemiz olan zeki, düz okuyucular- bu resmin dışında kalmıştır.

    Diğerlerine kıyasla bilimde çok daha uç bir şekilde görülen bu durum aslında pek çok başka alanda da olabilmektedir. Bugünlerde felsefeciler, diğer felsefeciler haricindeki kimseler için nadiren bir şeyler yazmaktadırlar; ekonomistler, ekonomistler için kalem oynatmakta ve hatta tarihçiler, bilimde uzun süre baskın olmuş diğer uzmanlık alanlarıyla kısa yoldan, monografik bir bilgi alışverişini, herkes için yazılan geleneksel anlatıya dayalı çalışmalardan daha elverişli bir fikir edinme yolu olarak görmektedirler.

    (Adler, j. Mortimer, Kitaplar Nasıl Okumalı, s.260-261)

    Beğen

  5. Sevgili Can Numan,

    http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/40/481/5619.pdf

    linkinde yer alan makalenin ana fikri hakkında görüşlerini paylaşırsan mutlu olurum.

    Günümüz uzman bilim insanlarının “bilgin-cahil” olarak nitelendirilmesi sence ne kadar isabetli ve insaflıcadır? Uzmanlığın beraberinde getirdiği bütüne körlük ve bilimsel ilerleyişi hızlandırma olguları arasındaki bütünleşimde biz düşünen ve anlamlandıran bir insanları rahatsız etmesi gereken bir durum var mıdır? Akademideki bir kişi olarak matematikteki uzmanlaşma hakkındaki fikirlerin nedir?

    Beğen

    • Bilgin-cahil değerlendirmesine şu noktada katılıyorum: Bilim adamlarının hatırı sayılır bir kısmı diğer disiplinleri bırakın kendi disiplini içerisinde bile uzmanlaşmadığı yerler hakkında cahil olabiliyor. Öte yandan, mevzubahis uzmanların uzman olmadıkları konularda ahkam kesme cesareti görmelerinin suçu bence uzmanlaşmaya yıkılamaz -ki yazının iddialarından birisi bu. Bu tamamen kişilerin bireysel şuursuzluğuyla alakalı. Dünyanın ufkunu kendi ufku sanmayan şuurlu bilgin-cahil hangi konuda cahil olduğunun farkında olur ve bir birimlik kalibreyle iki birimlik laf etmez (ya da etmemelidir diyelim).

      Uzmanlığın beraberinde getirdiği körlük göreceli olarak törpülenebilir. Bundan kastım herkesin her konuda uzman olması değil. Bilim adamları yetiştirilirken kendilerine disiplinlerinin tarihi ve felsefesi anlatılabilir. Ama yapılmıyor.

      Matematikteki uzmanlaşmaya gelelim. Ne yazık ki matematik eğitimi çeşitli yerlerde matematikçi değil “uzman” yetiştirmek üzerine, ki bu insanların ne kadar uzman olduğu da tartışılır. Her matematikçinin belirli temel alanları -en azından doktora öğrencisi seviyesinde- bilmesi gerektiğini düşünüyorum: (gerçel ve karmaşık) analiz, cebir, topoloji, kümeler kuramı, kombinatorik. Zira belirli bir noktadan sonra matematiğin pek çok alanı iç içe geçip birbirinin kavramlarını ve tekniklerini kullanıyor. Nice grup teori öğrencileri gördüm analiz dersi almamışlar. E amenable grup öğremeye çalışınca ne oluyor, Haar measure falan görünce açıp öğrenmek zorunda kalıyorlar. Bu spesifik örneğe takılmayın. Demek istediğim şey bir konuda uzmanlaşmadan önce “genel resim” hakkında olabildiğince çok şey öğrenilmesi gerektiği.

      Kısaca, her matematikçi belirli alanlara -gerektiği zaman kendini geliştirebilecek şekilde- hakim olmalı. Öte yandan, bu demek değildir ki her matematikçinin her konuda uzman olması gerektiğini düşünüyorum. Zaten bunu yapmak şu devirde Terence Tao gibi bir potansiyele sahip değilseniz imkansız -ki kendisi aşırı geniş yelpazede konulardan anlasa da kendisine uzman olduğu konuları sorsanız cevabını daraltacaktır. Ne yazık ki Poincaré’lerin, Hilbert’lerin, von Neumann’ların devri geçti sanırım. En azından yakın zamanda gelmiş “universal” bir matematikçi tanımıyorum.

      Beğen

      • Peki ama bütüncül bakmanın yahut iştigal edilen disiplinin tarih ve felsefesini bilmenin bireysel bir entelektüel güce sahip olmanın ötesinde, bilimin ufkunu genişleten bir fonksiyonu var midir ya da bütüncül ve felsefi bir bakış edinmek mutabık olunacak bir erdem midir? Siz bu konuda ne düşünürsünüz?

        Diger taraftan, David Gelernter’in hoş bir cümlesi kalmış aklımda: “One expert is worth a million intellectuals.” Sanki felsefe bilmeye başlayan bir bilim adamının zamanla “anlama”ya sırrını çevirip “anlamlandirma”ya yöneleceği, böylelikle bilimden çok felsefe yapacağı şeklinde bir yorumu da içeriyor bu cümle. Teknik yaratma edimiyle felsefi yaratma edimi arasındaki trade-off konusunda dengeli bir yaklaşım sergileyen örneğiniz var midir sözgelişi?

        Beğen

        • Disiplinin tarihi ve felsefesini bilmenin geliştirmede fazla bir fonksiyonu olmayabilir ama bütüncül bakmanın katkısı olduğu kesin. Zira çeşitli alt alanların teknikleri ve bakış açılarının başka alanlara uygulanması ilerleme sağlayabiliyor/ilerlemeyi hızlandırabiliyor.

          Alıntıladığınız söze katılmıyorum. Bir kere “felsefe yapmak” kötü bir şey olmadığı gibi bilim yapmaya da engel bir şey değildir. Günümüz bilgin-cahilin kafasına işlenmiş (ama farkında olmadığı) pozitivist anlayış yüzünden bilim adamları felsefeyi öcü gibi görüyorlar ama doğru olanın (metodolojiyi bozmadan) bunları karıştırmak olduğunu düşünüyorum. “Anlama” dediğiniz şey sadece teknikle becerilebilen bir şey değil.

          Son dediğiniz şeye nasıl bir örnek arıyorsunuz emin değilim ama Turing’in Turing testi ve yapay zeka ile ilgili yazdıkları düşünülürse kendisinin sadece teknik üreten bir kişi olmadığı görülebilir sanki. Modern mantığın babası sayabileceğiniz Gottlob Frege bir matematikçiden çok bir felsefeci olarak görülmeli. (Uzaktan alakalı bir bilgi: “Doğruluk tablosu” dediğiniz şey yanlış bilmiyorsam Wittgenstein tarafından Tractatus’ta ortaya çıkmış bir şey. Yani arkasında tamamen felsefi bir motivasyon var.)

          Beğen

          • Aslına bakarsanız Turing, Frege veya Wittgenstein’ı içeren örneklerinizin formel disiplinlerden gelmiş olması tesadüf değil gibi. Çünkü bu disiplinlerde amprik bilginin dahli çok az, deneysel düzenek kurmak konusunda herhangi bir çaba talep etmiyor ve felsefi düşünce ile bilimin sınırlarını bu alanda ayırt etmek güç. Zihnin kendine dönerek kendi işleyişini anlamaya çalışması tam bir felsefeyken, kimilerine göre zihin-evren özdeşliğini öngören bir ontolojinin neticesinde bu felsefi çabanın reel hayatta bir karşılığının bulunması da bilimsel olarak yan-ürün olarak nitelendirilebilir. Logic gate’lerin hem temel bir mantık enstrümanı olması hem de computerlerin bu esas üzere çalışması örneğin.

            Diğer taraftan, Amprik alanda buna vereceğiniz bir örnek var mı bilmiyorum ancak eğer varsa da, bir bilim insanının sabırlı ve uzun bir düşünme sürecinden sonra edindiği bir ilhamı ve bu ilhama misafirperverlik gösteren anlama isteğini felsefe olarak nitelendirmek felsefe tanımını belirsiz bir biçimde genişletmek olacaktır.

            Beğen

  6. Yazıyı okudum. İçeriği, yani popüler bilim kitaplarının konunun uzmanı olmayan ve olamayacak kişilere bilim öğretemeyeceği, önerme olarak mantıken doğru; ancak, bu “doğruluk” bir işe yarar değil. Pek çok hurafe yerine yanlış ve eksik de olsa “bilim” öğrenmek, “bilgi” öğretilmesi gerektiğinin düşündürtülmesi, çocukların ve velilerinin heveslendirilmesi ve yönlendirilmesi toplumun gelişimi için daha yararlı. Yazıdaki “sahte entelektüel” deyimini, akademisyenlerin kendilerinden rol çalınmasına kızgınlığının ifadesi olarak değerlendirdim;tabi eğer kastedilenler şarlatanlar değil de bilgiyi popülarize etme işiyle geçinen karizmatik kişilerse. Popüler olmuş kendi uzmanlık alanlarında iyi biliminsanlarının pek çoğu da konularının dışına çıkıp yazıyorlar ve “deneme” türünden bir esinlendirici fikir üretimi oluyor; bu da ayrı konu. Popülasyonun çoğunluğu dört işlem yapamıyor; yanlış ve eksik de olsa “bilim” ile ilgileniyorlarsa; onları buna yöneltecek bir siyaset yürürlükteyse, ne mutlu. ayrıca, çok anlamam da, felsefenin konularını peyderpey kendi asli bilim dallarına devrettiği kanaatindeyim.

    Beğen

    • “Sahte entelektüel” terimini akademisyenlerin kendilerinden rol çalınması olarak değerlendirmek doğru değil; zira akademisyenlerin çoğunlukla entelektüel olduğunu düşünmüyorum. Çoğu bilgileri ve bakış açıları belirli alanlara sıkışmış inatçı kişiler.

      Beğen

  7. Merhaba Can Bey, sormak istediğim sorunun yeri burası değil ancak sitede e-posta adresinizi göremedim bu nedenle buraya yazmak istedim.

    Benim matematikle ilgilenen 26 yaşında bir arkadaşım var. (Bir arkadaşım ekolü değil, cidden bir arkadaş) Bütün uğraşı matematik üzerine. Bunun üzerine epey uğraşıyor. Ama herhangi bir lisans eğitimi yok. Lise mezunu ve de YGS-LYS sınavında matematiği hiç yapamıyor, hatta barajı dahi zar zor geçebiliyor. Son görüşmemizde “bölünebilme kuralları” ile ilgili kısa bir formül geliştirdiğini söyledi. Arkadaş olarak tabii destek verdim ama lisans eğitimi dahi almamış kişilerin -Ramanujan gibileri hariç tutarak- böyle formüller geliştirebileceğini, matematikte yeni bir buluş yapabileceğini ben pek düşünemedim, bunu bir bilen olarak size sormak istedim: mümkün müdür hocam?

    Biraz fazla yükseklerden de uçuyor, “buluşumla nobel alabilirim” tarzından. Hani kötü görünen bir sevdiğinize kötü göründüğünü söylemeye çekinirsiniz ya. O durum işte.

    Yani, YGS’de barajı geçemeyen işsiz birisinin hayatını anlamlandırmak için beyhude bir uğraşı gibi görünüyor, büyük bir ihtimalle de öyle; bu durumda arkadaşımın yapabileceği ve benim yapabileceğim en doğru şey nedir sizce?

    Beğen

    • Arkadaşınızın bir şeyler bulmuş olması olası tabii; ama bulduğu şeylerin yeni ya da kaydadeğer olması pek olası değil kanımca. Bir de, arkadaşınıza matematikte nobel olmadığını söylerseniz iyi olabilir sanki :).

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s